1 Ekim 2012 Pazartesi

KIZ ÇOCUKLARIN OYUNLARI

“… Araştırmalar, kızların oyunlarının erkeklerinkine nazaran yirmi kat daha fazla herkesin sırayla oynadığı oyunlar olduğunu gösteriyor ve bu oyunlar genellikle sevecenliğe ya da iletişime, diğerleriyle bağlantı kurmaya dayalı oyunlar oluyorlar. Tipik kadın beyni bu davranış biçimini geliştiriyor. Kızların sosyal ajandaları oyunlarda da kendini gösterdiği gibi beyin gelişimleri tarafından belirlenmiş olan birebir ilişkiye dayanıyor. Oğlan çocuklarındaysa oyunlar insan ilişkileriyle değil, oyunun ya da oyuncağın kendisiyle ilgili. Bu oyunlar aynı zamanda sosyal statü, güç, alan savunması ve fiziksel güç göstergesi de barındırıyorlar.”


(Louann Brizendine, Kadın Beyni syf 44)

28 Eylül 2012 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 31

"Kabiliyetsiz olmak bir kusur değildir, Ama karaktersiz olmak çok büyük bir kusurdur."

Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāleddīn Muhammed Rūmī (30 Eylül 1207, Belh-17 Aralık 1273, Konya), İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars (Tacik)veya Türk şair ve düşünce adamı. Mevlevî yolunun öncüsüdür

27 Eylül 2012 Perşembe

YAZINDA YARATICILIK

“… önce yazmayı öğreneceksiniz, ama sürekli okuyarak. Sonra bunun zanaat yanının öğrenilip benimsenmesi gerekir. Yaratıcılığınız işte o süreçte ortaya çıkıp anlam kazanacaktır…”

(Joyce Carol Oates, Bir Yazarın İnancı, syf 12)

26 Eylül 2012 Çarşamba

İNSAN OLMAK

Almanya'da bir Lise Müdürü, her eğitim öğretim yılı başında
öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş.

"Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları,
iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar,
işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler,
lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.
Sizlerden isteğim şudur.
Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.
Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin.
Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına
yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır."

25 Eylül 2012 Salı

KUMA MI KAYAYA MI?

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır.
Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar.
Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:
'BUGÜN EN IYI ARKADASIM BANA BIR TOKAT ATTI.' Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken bir batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır.
Boğulmak üzere olan arkadaş tam kurtulduktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
'BUGÜN EN IYI ARKADASIM BENIM HAYATIMI KURTARDI.'
Tokadı vuran ve sonra arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der;
Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazın ama şimdi kayaya kazıyorsun. NEDEN?”
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:
Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize İYİ bir şey
yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.”
 

'İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN.' 

21 Eylül 2012 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 30

Beni, kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği daha çok korkutuyor.
Dr. Martin Luther King, Jr.
(d. 15 Ocak 1929, Atlanta, Georgia; ö. 4 Nisan 1968, Memphis, Tennessee) bir Afrikalı-Amerikalı Baptist papaz ve Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi.
Dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanınmaktadır ve 1964 yılında Nobel Barış Ödülü'nü kazanmıştır. Ayrıca, 1977 yılında, ölümünden 9 yıl sonra, eski ABD başkanı Jimmy Carter tarafından Başkanlık Özgürlük Ödülü'ne layık görülmüş ve onuruna Martin Luther King Günü kutlanmaya başlanmıştır. King'in en bilinen ve etkili konuşması "Bir Hayalim Var" dır.



Bu saatten sonra bana ne olacağı önemli değil. Bazıları bazı hasta beyaz kardeşlerimiz tarafından bana karşı yapılabilecekler hakkında konuşmaya başladı. Herkes gibi ben de uzun bir hayat yaşamak istiyorum. Uzun yaşamak önemli, fakat şu an bununla ilgilenmiyorum. Sadece Tanrı'nın isteğini yerine getirmek istiyorum. Ve o bana bu dağa çıkmam için izin verdi. Ve çevreme baktım, Vaadedilmiş Toprakları gördüm. Oraya sizinle beraber gidemeyebilirim. Fakat bu gece bilmenizi istiyorum ki, biz halk olarak, o Vaadedilmiş Topraklara ulaşacağız. Bu nedenle bu akşam mutluyum. Hiçbir şeyden endişelenmiyorum. Kimseden korkmuyorum. Gözlerim Tanrının gelişinin Zaferini gördü.

20 Eylül 2012 Perşembe

ASLOLAN KİTAPTIR...

“Aslında pek gazete okuyan biri değilimdir. Gazetelere sadece hızla bakarım. ‘Kitap kuşağı’na dahil sayarım kendimi. İnsan gazete okuyarak aydınlanmaz, ‘havadis’ alır, gazetecilerin çok önemsenmesi hele hele sık sık televizyonlara çıkıp ahkam kesmeleri, yorumlar yapmaları azgelişmiş toplumlara özgüdür. Aslolan kitaptır. Aslolan bilgiyi analiz edecek entellüektelliktir.”

(Soner Yalçın, Samizdat,  syf 217)

19 Eylül 2012 Çarşamba

SİİRTLİ AMCA

Adamın biri lüks bir Mercedes’le Siirt’ten geçerken yolda bir tavuğa çarpar ve tavuk ölür. O esnada tavuğun sahibi de karşıdaki Kahvenin önünde oturmaktadır.  Sürücü tavuğun parasını vererek helalleşmek ister. “-Amca, kusura bakma. İstemeyerek oldu. Parası neyse tavuğun, hemen öderim.”  der ve yoluna devam etmek ister. İster de, Siirtli amcam bırakır mı? “-Önemli değil. Gardaş, sana da geçmiş olsun. Sen iyi bir adama benziyorsun. Amma, biraz şaşkınsın. Sen çarptığın şeyin sadece bir tavuk olduğunu mu zannediyorsun?” Yolcu şaşırır. “Tabi.” der, “Çarptığım tavuktu. İşte leşi de burada!”

Siirtli amcam, adama bir çay söyler ve devam eder:
“Gel otur. Bah dinle! Bu tavuk günde bir yumurta, ayda 30 yumurta. Bir yılda: 360.  Beş senede 1800… Bunlardan her birinden civciv çıktığını, bunların da yarısının tavuk olduğunu,  her bir tavuğun bir o gadar yumurta verdiğini, falanı filanı hesaplarsak…” derken,  şoför ne yapacağını şaşırır; Ve bizim uyanık Siirtli son sözünü söyler: “Gardaş sen eyi bir adama benziyorsun; fazla bir şey istemiyek senden,  Arabanın anahtarını bırah git!”