16 Mayıs 2013 Perşembe

TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM


Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..

General SHERRIL

Kaynak: General Sherril - Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, 1935

15 Mayıs 2013 Çarşamba

UÇAK


Bir uçakta pilot aniden hostesleri çağırmış ve demiş ki: "Uçak düşmek üzere. Tüm yolculara atlamalarını söyleyin.
     Şu anda deniz üzerindeyiz ve denize çok yakın uçuyorum, atlarlarsa kurtulma şansları var, ama atlamazlarsa herkes ölecek!!!'"
     Tabii, böyle bir şeyi insanlara yaptırmak çok zor.
     Hosteslerden en akıllısı düşünmüş taşınmış, 'Herkese uygun bir dille anlatılırsa uçaktan atlamaları sağlanır.' diye karar vermiş ve ilk olarak Amerikalı kafilenin yanına gitmiş:
     'Sayın yolcularımız; üzerinde bulunduğumuz alan Japonlar'ın araştırma laboratuarlarıyla kaplı. Eğer oraya ulaşırsanız tüm Japon teknolojisi sırlarını kaparsınız!'
     Bütün Amerikalılar koşarak çıkışa gitmişler ve atlamışlar;
     Sonra hostes İngilizler'e yönelmiş:
     'Sayın yolcularımız, şu anda dünyanın en geniş ve verimli sömürgeleri üzerindeyiz; eğer hemen el koyarsanız sonsuza dek sizin olurlar!'
     Bütün İngilizler hevesle atlamışlar.  
     Sıra Fransızlar'a gelmiş. Hostes:
     'Bayanlar baylar, affedersiniz rahatsız ediyorum; fakat rica etsem uçaktan atlar mısınız? Şimdiden teşekkür ederim.' demiş.
     Fransızlar:
     'Tabii, mersi!' deyip sırayla atlamışlar!
     Hostes bu kez Almanlar'a yönelmiş:
     'Atlayın  aşağı çabuk!' diye bağırmış. Alman kafile 'Heil!' diyerek atlamış.
     Veee sıra gelmiş Türkler'eee. Hostes yandan yandan gülümseyerek ve koltuğa hafif dayanarak şöyle demiş:

    
"Siz var ya... Buradan hayatta atlayamazsınız..."  


  

13 Mayıs 2013 Pazartesi

NÖBETÇİ HEMŞİRE


Hemşire hastane nöbetinden çıkınca eve döndü. Kocasını uyandırmamak için yavaşça yatak odasına girdi. Battaniyenin ucundan iki yerine dört ayak çıktığını görünce beyzbol sopasını aldı ve olanca gücüyle vurdu. Ardından kırarcasına bir kez daha vurdu. Ciyaklayan bağırışlar arasında tıkanacak gibi oldu ve derhal mutfağa geçip bir bardak su içmek istedi. Baktı ki kocası mutfakta gazete okuyor. Adam başını gazeteden kaldırıp,

“- Canım annenler bizde, babanla bizim odaya aldım, uyumamışlarsa bir hoşgeldin desen iyi olur.”

10 Mayıs 2013 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 58

"Güçsüz Adalet ve adaletsiz güç, iki büyük felakettir." 

Joseph Joubert
 (7 May 1754 in Montignac, Périgord – 4 May 1824 in Paris) was a French moralist andessayist, remembered today largely for his Pensées (Thoughts), which was published posthumously.

From the age of fourteen Joubert attended a religious college in Toulouse, where he later taught until 1776. In 1778 he went to Paris where he met D'Alembert and Diderot, amongst others, and later became friends with a young writer and diplomat, Chateaubriand.
He alternated between living in Paris with his friends and life in the privacy of the countryside in Villeneuve-sur-Yonne. He was appointed inspector-general of universities under Napoleon.
Joubert published nothing during his lifetime, but he wrote a copious amount of letters and filled sheets of paper and small notebooks with thoughts about the nature of human existence, literature, and other topics, in a poignant, often aphoristic style. After his death his widow entrusted Chateaubriand with these notes, and in 1838, he published a selection entitled, Recueil des pensées de M. Joubert (Collected Thoughts of Mr. Joubert). More complete editions were to follow, as were collections of Joubert's correspondence.
Somewhat of the Epicurean school of philosophy, Joubert even valued his own frequent suffering of ill health, as he believed sickness gave subtlety to the soul.
Joubert's works have been translated into numerous languages. An English translation version was made by Paul Auster.

9 Mayıs 2013 Perşembe

ADAMA GÖRE ADAM


İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral, bunları görünce dayanamayıp:
- Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? 
diye sorunca, İncili Çavuş:
- Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

(İncili Çavuş (d. ? - ö. 1632)Kayseri'nin Tomarza ilçesi Travşın köyünde doğduğu söylenmektedir. 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısında, I. Ahmet döneminde yaşamıştır. Türk mizah kültürünün önemli kişiliklerinden biridir. Hicri 1042’de (1632-33) vefat etmiştir.)

8 Mayıs 2013 Çarşamba

YİNE ORTAYA ÇIKMIŞ...


Bir Noel gecesi New York semaları birden olağanüstü bir ışıkla aydınlanmış, ışık hüzmelerinin arasından büyük bir ihtişamla süzülen Hz. İsa yavaşça New York'a inivermiş... Halk şaşkınlık ve hayranlık içinde yerlere kapanmış... Hz. İsa etrafına bakındıktan sonra en yakın süper markete yönelmiş ve kapılar kendiliğinden açılmış. Hz. İsa ;
- "Bu nedir ? Bunca bolluk-bereket, bunca mal varken insanlar neden aç, neden yoksul...? Girin kardeşlerim, bu malların hepsi sizin, istediğinizi alın... Artık tanrının krallığında hiç kimse aç-yoksul olmasın…"
demiş.
Tabii halk hemen markete hücum etmiş.. Hz. İsa orada fazla oyalanmadan devamlı aynı sözleri yineleyerek sırasıyla diğer süpermarketleri, dükkanları açmaya ve halkı davet etmeye devam etmiş...
Ortalıkta tam bir bayram havası sürerken sıra bir Yahudi'nin süpermarketine gelmiş... Hz. İsa buranın da kapılarını ardına kadar açıp kasadaki Solomon'a aynı sözleri tekrarlamış...
Solomon kayıtsız bir tavırla arkasındaki perdeyi hafifçe aralamış ve
karısına seslenmiş ;
- "Bertha... Dolaptaki alet çantasından çekici ve çivileri getirir misin canım, bu adam yine ortaya çıkmış..."

7 Mayıs 2013 Salı

...KİMSE HAYAL BİLE EDEMEYECEK


“CIA yeniden yapılandırıldı ve artık bütün dünyada operasyonlar yapacağız, ‘müttefik ülke’ istihbarat teşkilatları ile ortak iş yapmak yerine, bundan böyle biz CIA olarak doğrudan kendi elemanlarımızı kullanarak, dünya genelinde istediğimiz ülkede tek taraflı operasyonlar yapacağız. Öyle yerlerde olacağız ki, öyle operasyonlar yapacağız ki kimse hayal bile edemeyecek”
CIA patronu Porter Johnston Goss

(Vural Savaş, Anılarım, syf 29)

6 Mayıs 2013 Pazartesi

ORHAN BEY’İN VASİYETİ


Orhan Bey’in, 1359’da oğlu Murat Han’a vasiyeti;

Oğul!
Benim için ah, vah edip ağlama! Seni dünyada her türlü kötülüklerden koruyup ahrette sonsuz saadete kavuşturacak olan yüce dinimizin emirlerine sımsıkı sarıl!
Bütün söz ve işlerinde, adaletten ayrılma! Daima halkın yanında ve hizmetinde ol! Onların hak ve hukukunu koru! Bunu yaparken, Cenab-ı Hakk’ın emirleri rehberin olsun!
İnsanlığı huzur ve saadete kavuşturacak olan İslâm Sancağını dalgalandırmaya devam et! Devletin başı oldum diye sakın gururlanma! Bunlar gelip geçici şeylerdir. Senden önce daha nice beylerin, hakanların Gelip geçmiş olduğunu bir an aklından çıkarma! Ne kadar ömrün olsa, sonunda ölüm var.
Artık benim ömrüm bitmek üzere… Ahiret yolculuğuna çıkıyorum. Bana dua et! Senden yegâne isteğim budur.
Devletimin ve milletimin huzur ve güvenliği için çalış!
*
Orhan Bey