30 Mayıs 2012 Çarşamba

MESELE KUYUMCUYU BULMAKTADIR...

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir."
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar .
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" 
Öğrenci sorar: "Siz ne veriyorsunuz?" 
"Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."
Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.
Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..
Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"
Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap verir: 
"Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir."
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...
İşte, aşkta, arkadaşlıkta ve yaşamın her anında gerçek kuyumcuyu bulmanız dileğiyle...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

ÇILGIN TÜRKLER KIBRISTA - 7

“… Helikopterler Beşparmak dağına yaklaşırken uçaksavarların ateşiyle karşılaştılar. Dağınık, düzensiz bir savunmaydı bu. Helikopterler vurulmamak için zikzak yaparak, Saint Hilarion bölgesinin üzerinden aştılar. Kalenin en yüksek burcunda Türk Bayrağı dalgalanıyordu. Kaledeki mücahitler gökleri kaplayan helikopterlere sevinç, hayranlık, saygı ve özlem içinde selam durdular. Helikopterler Kırnı havaalanı çevresine ineceklerdi. Rumlar paraşütçülere hemen hiç ateş etmemişlerdi. Bazıları felç halinden oldukça kurtulmuş olmalılar ki inmeye başlayan helikopterlere ateş açtılar. Ne var ki gelişigüzel, başarısız ve panik halinde bir ateşti bu. Bazı helikopterler isabet aldı ama hiçbiri ciddi bir sonuç yaratmadı.(*)
     Helikopterler kızaklarını yere değdirmediler. Hızla havalanıp geri dönebilmek için yerden 1-1,5 metre yüksekte durdular. Rüzgarlarından toz toprak uçuşuyor, göz gözü görmüyordu…”

(Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs syf 346)

(*) Bir nakliye uçağı isabet aldığı için Silifke yakınına zorunlu iniş yapmıştır. Bu uçak dışında bütün nakliye uçakları ve helikopterler eksiksiz geri döndüler. Kıbrıs harekatında bazı nakliye uçakları ile helikopterler önemsiz isabet alacaklar, hiçbir nakliye uçağı ve helikopterler kaybedilmeyecektir. Savaş uçakları hakkında ayrıca bilgi vereceğim.

24 Mayıs 2012 Perşembe

LİDERLİK DEDİĞİN…

İnönü, Rusya seyahati dönüşü, Bulgaristan elçiliğimizde mahsur kaldı. Bulgar çeteciler İnönü'yü öldürmek için elçiliğimizi kuşatmışlardı.
Bulgaristan'a ihtar verildi ama, hükümeti umursamadı.
Ankara'daki bazı kafalar çareler düşündüler. İşin içinden çıkamadılar.
Atatürk'e sordular. O,
"sizler ne düşünüyorsunuz"?, diye sordu.
"Bulgaristan'a ekonomik baskı uygulayalım " dediler.
Atatürk, güldü:
"Telefonu verin bana", dedi. Donanmaya emir verdi. Ertesi sabah, Yavuz zırhlısı İzmit'ten Varna'ya gitti. Limanda havaya yüz bir pare top atışı yaptı. Topların gürültüsünden evlerin camları kırıldı. ...
Gemi amirali Bulgar yetkililere,
"İsmet Paşa'yı almaya geldim", dedi.
Bulgar hükümeti, İsmet Paşa'yı Sofya'dan Varna'ya zırhlı bir trenle derhal getirdi.
Oradan da bando ve merasimle Yavuz'a uğurladı. Amiralimiz, kırılan camların parasını ödedi.
İsmet Paşa'yı yurda getirdi.
Kaynak: Avni Altıner, "Her Yönüyle Atatürk"
(Osman Oy, "Yorumsuz", Oda Yayınları., 1. baskı, Haziran 2007, İstanbul, s.387-388)

23 Mayıs 2012 Çarşamba

TÜRKLER HAKKINDA (9)

"Silahlı bir milletin en can alıcı timsali Türklerdir. Türk ata biner gibi oturur, keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür. Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski ışığını bulacaktır."
Helmuth Karl Bernhard von Moltke (d. 26 Ekim 1800ö. 24 Nisan 1891), Prusyalı (Alman) bir generaldir. Osmanlı padişahı II. Mahmut tarafından Osmanlı ordusunu yenileştirmekle görevlendirilmiştir.
Kopenhag Askeri Okulu'nda okudu, Danimarka ordusunda hizmet gördü. 1828'de Prusya ordusuna geçti. Clausewitz'in etkisi altında kalarak askeri tarihe merak sardı. 1838 Genelkurmaya girdi. 1835-1839 arasında Osmanlı ordusunda öğretmenlik ve müşarvirlik yaptı. Osmanlı başkumandanı Hafız Osman Paşa maiyetinde müşavir olarak Nizip Muharebesi'ne katıldı. Berlin'e dönünce önce Magdeburg'daki 4. kolordu kurmay başkanlığına, sonra veliaht Friedrich Wilhelm'in yaverliğine atandı. Friedrich Wilhelm kral olunca, Moltke'yi genelkurmay başkanlığına getirdi (1857).
1866 ve 1870 savaşlarında Avusturya ve Fransa'ya karşı harekatı yönetti ve büyük saygınlık kazandı. Alman İmparatorluğu'nun kuruluşundan sonra, 1871'de kont, 1872'de Yüksek Meclis üyesi oldu. 1870'in konfederasyon ordusunu gerçek bir Alman ordusu haline getirdi. Kumandası altında bu orduya Prusya askeri geleneğini aşıladı. 1888'e kadar tam otuz bir yıl genelkurmayı yönetti.
Briefe aus der Türkei (Türkiye'den Mektuplar) adlı kitabı Turkiye'de Moltke'nin Türkiye Mektupları ismi ile basıldı.

22 Mayıs 2012 Salı

ÇILGIN TÜRKLER KIBRISTA - 6

"Beşparmak dağının denize bakan yüzündeki koruganlarda bulunan Rumlar, Girne’ye doğru yaklaşan çıkarma gemilerini görmüşlerdi. Türklerin Magosa’ya ek olarak bir de Girne’ye çıkarma yapmaları çok ürküttü. Ama kendilerini çabuk toparlayanlar ötekileri yatıştırdılar. Beton koruganlar içindeydiler. Yiyecekleri boldu. Silahça çok üstündüler. Bitmeyecek kadar çok mermileri vardı. Koruganların arkasında derin, çok katlı cephanelikler her çeşit mühimmat sandıklarıyla doluydu. Kurulmaya başlanan ihtiyat birliklerinden takviye de gelirdi. Girne’nin doğusunda ve batısında da güçlü birlikler ve Sovyetler’den alınma 7 tane de ağır T-34 tankı vardı.
     Türkleri denize dökebileceklerine inandılar.
     Ertuğrul’a yanaşıp askerleri alan 8 çıkarma gemisi kıyıya doğru ilerliyordu. Beşparmak dağındaki ve kıyıdaki Rum askerlerin gördüğü çıkarma gemileri bunlardı. Biraz sonra Pladini’ye çıkacak olan askerler neşe içinde marşlar söylüyorlardı.
     Son dört çıkarma gemisi, 5 mil yol alan Ertuğrul’un gövdesine zarar vermeyecek şekilde iki yandan yanaştı, hızını geminin hızına uydurdu, ağlardan cambaz gibi aşağıya inen sın deniz piyadelerini alıp ayrıldı. Bu olay 15 dakika bile sürmedi.
     İlk 8 geminin ardına takıldılar."

(Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs  syf 344-345)

21 Mayıs 2012 Pazartesi

ÇILGIN TÜRKLER KIBRISTA - 5

"Paraşütle Hamitköy yakınına inen Tugay Komutanı Tuğgeneral Sabri Evren ve karargah mensuplarını birkaç mücahit heyecan ile izliyor, saygı yüzünden yaklaşamıyordu. Hava İndirme Tugay İstihbarat Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Cumhur Evcil daha önce Kıbrıs’ta Zafer kod adıyla Grup Komutanı olarak bulunmuştu. Mücahitlerden birini tanıdı. Bu, Saffet’ti. Yaklaştı, sordu;
     “Beni tanıdın mı Saffet?”
     Saffet, gözleri dolarak esas duruşa geçti:
     “Tanımazmıyım? Sen, Zafer Komutanımsın!”
     Sarıldılar ve sevinçle ağlaştılar. Cumhur bey yıllarca önce, ayrılış günü, ‘ben yine geleceğim’ demişti. İşte gelmişti. Hem de gökten.
     Komutan Türk Alay Komutanı ve Bayraktar ile görüşmek istiyordu. Saffet’in bulduğu bir otomobil ile Gönyeli’ye gittiler."

(Turgut Özakman, Çılgın Türkler Kıbrıs syf 341)

18 Mayıs 2012 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 21

"Geleceği görebilmek için tarih bilmek çok önemli. Birey için hafıza neyse bir ulus için de tarih odur.  Tarihini çarpıtan bir toplum nörotik bir kişi; tarihini bilmeyen toplum ise hafızasını yitirmiş bir insan gibidir."
Bernard Lewis
(d. 31 Mayıs 1916, Londra, İngiltere), Amerikalı tarihçidir. Princeton Üniversitesi'nde profesördür. İslam tarihi ve İslam-Batı ilişkisi hakkında uzmanlaşmıştır. Ortadoğu hakkında uzmanlaşmış batılı uzmanlar arasında en çok okunan yazarlardandır. Yahudi kökenlidir ve George W. Bush'un danışmanlığını yapmıştır.
Lewis, 1993 yılında Le Monde gazetesine verdiği bir demeçte 1915 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından öldürülmesinin bir "soykırım" olmadığını, "savaşın bir yan ürünü" olduğunu söylemişti. Paris’te bir mahkeme bunu Ermeni soykırımının inkarı olarak kabul etmiş ve tarihçiyi sembolik olarak 1 Frank para cezasına çarptırmıştı.
Londra Üniversitesi'nde eğitim gördü; yüksek lisansını Ortadoğu Tarihi yoğunluklu olmak üzere Tarih konusunda, doktorasınıysa İslam Tarihi konusunda yaptı. Paris Üniversitesi'ndeki araştırmaları sırasında Türkçe öğrendi. 1938 yılında ders vermeye başladı. 1974'e kadar Londra Üniversitesi'nde, 1974-1986 arasındaysa Princeton Üniversitesi'nde hocalık yaptı. 1998 yılında Atatürk Barış Ödülü'nü aldı. Araştırma alanları Ortaçağ İslam Dünyası, günümüz Ortadoğusu ve Osmanlı Devleti'dir.
Başlıca Yapıtları: The Arabs in History (1950); The Emergence of Modern Turkey (1961); The Assassins (1967); The Muslim Discovery of Europe (1982); The Political Language of Islam (1988); Race and Slavery in the Middle East: an Historical Enquiry (1990); Islam and the West (1993); Islam in History (1993); The Shaping of the Modern Middle East (1994); Cultures in Conflict (1994); The Middle East: A Brief History of the Last 2,000 Years (1995); The Future of the Middle East (1997); The Multiple Identities of the Middle East (1998); A Middle East Mosaic: Fragments of life, letters and history (2000).
Türkçede yayımlanmış yapıtları: Modern Türkiye'nin Doğuşu (1988), İslam'ın Siyasal Söylemi (1993), Ortadoğu: Hıristiyanlığın Doğuşundan Günümüze 2000 Yıllık Tarihi (1996), İslam Dünyasında Yahudiler (1996), Müslümanların Avrupa'yı Keşfi (1997), Çatışan Kültürler - Keşifler Çağında Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler (1999), Ortadoğu'nun Çoklu Kimliği (2000), Tarihte Araplar (2000).
1998 yılında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'ne layık görüldü.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

TÜRKLER HAKKINDA (8)

Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır.
Wiliam Pitt (d. 28 Mayıs 1759 – ö. 23 Ocak 1806), Birleşik Krallık tarihinin en genç başbakanıdır. 1773 yılında, henüz 14 yaşındayken üniversiteye kabul edilmiştir. Göreve geldiğinde henüz 24 yaşındaydı. 19 Aralık 1783 yılında başbakan olmuştu. Osmanlı Devleti'nin İngiltere tarafından korunarak parçalanmamasını diğer adıyla denge siyasetini ortaya çıkaran devlet adamı da William Pitt olmuştur. 2 kez başbakanlık görevi üstlenen Pitt 1804 yılında istifa etmiş, ve 2 yıl sonra Napolyon'un İngiltere'ye karşı galip olduğunu duyduğu sıralarda çok hasta olan Pitt bu haberden kısa bir süre sonra ölmüştür.