30 Kasım 2012 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 38

"Bütün kadınlar bir dereceye kadar muhayyileleriyle şair, kalpleriyle melek, kafalarıyla diplomattır. "

William Shakespeare, (26 Nisan 1564'te vaftiz edildi – 23 Nisan 1616), İngiliz şair ve tiyatro oyun yazarıdır. 26 Nisan 1564’de Stratford-Upon-Avon’da doğan Shakespeare’in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen, yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı)adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır. William 23 Nisan 1616 tarihinde İngiltere'de Stratford-Upon-Avon da ölmüştür

29 Kasım 2012 Perşembe

YAZMA YETENEĞİ

Yazma yeteneğimin olmadığını anlamam on beş yıl sürdü; ama yazmayı bırakamazdım artık çok ünlüydüm ” 

Robert Charles Benchley (September 15, 1889 – November 21, 1945) was an American humorist best known for his work as a newspaper columnist and film actor. From his beginnings at the Harvard Lampoon while attending Harvard University, through his many years writing essays and articles for Vanity Fair and The New Yorker, and his acclaimed short films, Benchley's style of humor brought him respect and success during his life, from New York City and his peers at the Algonquin Round Table to contemporaries in the burgeoning film industry.

28 Kasım 2012 Çarşamba

BİR İRLANDALI

Bir İrlandalı, İrlanda da bara gitmiş üç bira istemiş. Barmen biraları vermiş. İrlandalı sırayla her birinden birer yudum içmiş ve bu şekilde biraları bitirmiş.
Barmen dayanamamış sormuş;
"Kardeşim niye üç birayı bir anda istiyorsun, bir tane söyle bitir diğerlerini sonra iste"
İrlandalı:
"Biz üç kardeşiz, ben İrlanda da, diğerimiz İngiltere diğerimiz Amerika da,aramızda kararlaştırdık her bara gittiğimizde üç bira istiyoruz ve hepimiz için bir yudum içiyoruz, berabermişiz gibi oluyor" demiş.
Bu barmenin çok hoşuna gitmiş ve böyle bir kaç ay geçmiş. Bir gün İrlandalı bara girdiğinde barmen tam üç bira verecekken İrlandalı ikide durmasını söylemiş.
Barmen donmuş kalmış, İrlandalı bir köşeye gitmiş sessizce biralarını içmiş tam çıkacak barmen bunu durdurmuş:
"Kaybın için çok üzgünüm demiş"İrlandalı:
"niye?" demiş.
Barmen:
"Bugün sadece iki bira istedin kardeşlerinden birini kaybettin herhalde"
İrlandalı
"Ha yok canım nerden çıkarıyorsun ben sadece alkolü bıraktım..."

26 Kasım 2012 Pazartesi

BAHÇIVAN

“Bahçıvan, iyimserlik timsalidir. Gelecekte çabalarının karşılık bulacağına inanmanın yanında geleceğe de inanan kişidir.”

(Joyce Carol Oates, Dul Kadının Öyküsü, syf 23)

23 Kasım 2012 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 37

"Ufak işler için kendini büyük gören kişi, genelde büyük işler için çok küçüktür."

Jacques Tati (aslında Jacques Tatischeff) 9 Ekim 1907  Le Pecq'de doğdu (Yvelines), 4 Kasım 1982 Paris'de öldü, Fransız Yönetmen ve aktör.
Sanat ve Mühendislik okudu. Tati, görsel komedi sanatını yenir yoğunluk, detay zenginliği ve yeni bir kompozisyon netliği getirerek yorumladı; görselliğe yeni bir bakış açısı getiren bir avuç sinema sanatçısından (diğerleri Griffith, Eisenstein, Murnau ve Bresson) biriydi.
1930'lu yılların başında Fransız müzikal çevresine girdi; gösterisi dönemin spor yıldızlarının pandomimlerinden oluşmaktaydı ve bazıları filme alındı, savaştan sonra da uzun metrajlı hale getirildi; Jour de Fete (Bayram Günü, 1949), bütün çalışmalarında baştan sona gözlemlenen hicivli temanın (modern teknolojinin soğukluğu) yanı sıra görsel üslubu da son derece gelişmiştir.
Tati, kariyerinin geri kalan süresi boyunca oynayacağı karakteri tanıttığı yeni filmi Les Vacances de Monsieur Hulot (Bay Hulot'nun Tatili, 1953) için dört yıl çalıştı. Yaratılan karakterin sıcaklığı ve gülütlerin parlak yaratıcılığı Bay Hulot'ya uluslar arası bir başarı kazandırdı. Hulot (konuş: Ülô), mizahın kaynağı ve odağı olmak anlamında bir komedyen değildir; daha ziyade, etrafındaki dünyanın mizahını açığa çıkaran bir tavır, bir işaret direği ve bir perspektiftir.
Mon Oncle (Amcam, 1958), bir geçiş filmidir; Hulot, her ne kadar star statüsünü terketmiş bile olsa diğer karakterlerin arasında tuhaf marjinalliği ile öne çıkmaktadır. 9 yıllık pahalı ve yorucu bir çalışmadan sonra gösterime giren Playtime (1967) ile Tati'nin niyeti daha belirginleşti. Artık Hulot, Joyce'un Ulysess'indeki Mackintosh Man gibi, sahneye giren ve çıkan birçok figürden yalnızca birisi haline gelmişti. Yani aktör Tati, canlandırdığı karakterin seyirciyi film boyunca yönlendirmesini, yönetmen Tati de yakın çekimleri, empatik kamera açılarını veya montajı kullanarak seyirciyi görüntüdeki mizaha yönlendirmeyi reddediyordu.
Ancak, neyi göreceklerinin söylenmesine alışmış olan seyirci, Playtime'daki özgürlüğü can sıkıcı buldu. Film (çeşitli versiyonlarda gösterime girdi) ticari bir fiyaskoydu ve Tati'yi kişisel borca soktu. Son tiyatral filmi olan Trafic (1971), bir başkası tarafından yapılmış olsaydı başyapıt olarak görülebilirdi; ancak Tati için daha geleneksel bir üsluba korunmalı bir dönüş oldu.
25 yılda 5 film, statünün genellikle verimlilikle ölçüldüğü bir ortam için etkileyici bir performans olmasa da, tek başına Playtime bile dünyaya bakış eylemini serbestleştiren, canlandıran bir film olarak hayat boyu bir başarıdır. Tati 4 Kasım 1982'de Paris'de öldü.

21 Kasım 2012 Çarşamba

HAYATI SEYRETMEK

Yazar Kazancakis, bir ihtiyara
"neye bakıyorsun?"
diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir:
- Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma.

20 Kasım 2012 Salı

Amorphophallus Titanum (Araceae)

Dünyanın en büyük çiçeği Meksika'da, Blanco, Veracruz şehrinde. 40 yılda sadece üç gün çiçek açtığı için pek bilinmiyor.  Çiçek 2 metre yüksekliğinde ve tam 75 kilo ağırlığında. Bir kimse bu
çiçeğin açtığını sadece ömründe bir defa görebilir. Daha fazla gören birine rastlanmamış. (İsminden, neden bu adın verildiğini anlamışsınızdır)

19 Kasım 2012 Pazartesi

ÇOK KONUŞMAK

“Birçok kadın bir diğerinin varlığında biyolojik konfor bulur ve konuşmak bir kadını diğerine bağlar. Bunda şaşırtıcı bir şey yok, kadınlarda beynin sözel konularla ilgilenen alanları erkeklerinkinden daha geniş olduğuna göre, kadınların erkeklere kıyasla daha çok konuşmaları ve daha çok dinlemeleri de olağan. Rakamlar değişkenlik gösterse de ortala bir kızın ortalama bir erkekten günde iki üç kat daha fazla kelime kullandığı biliniyor. Kız bebeklerin daha erken konuşmaya başladıkları ve on iki, on üç aylık olduklarında erkek bebeklere kıyasla iki üç kat daha geniş bir kelime hazinesi geliştirdiklerini biliyoruz. Erkeklerde sonunda kelime açıklarının tamamlıyorlar ama bunu yapmakta acele etmiyorlar. Kızlar –genelde- daha hızlı konuşuyorlar, dakikada 250 kelimeye karşılık tipik erkeklerde bu rakam 125. Erkeklerin sözel yetenekleri her zaman takdir ettikleri söylenemez. Koloni dönemi Amerika’sında, “çok konuşma” cezası alan kadınlar taş bloklar arasına yerleştirilir ve dilleri tahta bir mandalla tutturulur ya da boğulma noktasına gelene kadar su altında tutularak erkeklere karşılık vermemeleri öğretilirdi. Kadınlar için “çok konuşmak” diye bir suç gerçekten vardı. Primat kuzenlerimizde bile sözel yetenekler söz konusu olduğunda erkekler ve dişiler arasında büyük farklar vardır. Dişi maymunlar, örneğin, ses çıkarmayı erkek maymunlardan çok daha erken öğrenirler ve birbirleriyle iletişim kurmak için kendi türlerinin çıkarttığı 17 ses tonunun her birini gün boyunca kullanırlar. Erkek maymunlarsa tam aksine, sadece üç ya da altı tonu öğrenir ve yetişkinliğe ulaştıklarında günlerce hatta haftalarca hiç ses çıkartmadan durular. Tanıdık geliyor mu?”

(Dr. Louann Brizendine, Kadın Beyni syf 55-56)

16 Kasım 2012 Cuma

HAFTANIN SÖZÜ - 36

"Kişi zengin olsun, yoksul olsun, hastalığı iyileştirende, mutsuzluğu mutlu kılan da zihindir."

Benjamin Disraeli (21 Aralık 1804 – 19 Nisan 1881), İngiliz politikacı ve 19. yüzyıl'da birçok kez İngitere başbakanı olmuş devlet adamı. Yahudi asıllıdır. 19. yüzyıl'ın ikinci yarısında İngiliz siyasetinin, Liberal Partili William Gladstone ile birlikte en önemli ismiydi. Muhafazakar Parti'nin önde gelen liderlerinden biriydi. 1870 ve 1880 yılları arasındaki başbakanlığı döneminde İngiliz aristokratlarını da arkasına alarak İngiltere siyasetini kontrolü altına almıştır. Kraliçe Victoria'nın en çok değer verdiği siyasetçiydi. Seçimlerde ezeli rakibi Gladstone tarafından yenilgiye uğradıktan sonra siyaset sahnesinden silindi. Sınıf savaşı ve işçi sınıfı hakkındaki düşünceleri, 1950'li yılların İngiltere'sindeki pragmatik ve merkezci ekonomi politikaları üzerinde etkili olmuştur.